Hangi ideolojiye inanırsan inan, aidiyetin kime ya da neye olursa olsun tek bir gerçek var: hepimiz birgün toprağa gideceğiz. Bu cümlenin ne kadar umutsuz ve karamsar olduğunun farkındayım. Kendi adıma, toprağın mucizelerini düşününce karamsarlığımı unuttum. Bedenimin yaşam süresi bitince, ya da sahip olduğum makinenin pili bitince toprakta yeni bir hayata vesile olma düşüncesi bir mucize değil. Sadece doğal yaşam sisteminde olması gereken. Doğanın kusursuz döngüsü... Tıpkı ölen bir ağaç gibi; çalışmayan bedenim toprakta yatarken benden beslenecek canlıların ve benden beslenecek toprağın olduğunu bilmek, hiç bitmeyen bir yaşam döngüsünün içindeki ölümsüzlüğü keşfetmek gibi bir şey. İşte burada doğanın sürekli dönüşen, kendini yenileyen döngüsünün içindeyim ve düşündükçe aldığım haz başımı döndürüyor.
Doğaya ait ya da doğanın bir parçası olduğunu hissetmek, doğanın olan her şeyi koşulsuzca sevmek demek. Çocukluğumun en ıssız, en masum, en sıcak, en tanıdık, en yumuşak olanıydı bu bölüm. Durumun ismini tam olarak koyamamamın nedeni sanırım, bütünün içinde her tarafının kusursuz olmasıydı.
Bir akvaryumumuz vardı, küçüktüm. Yavru balıklar alır, büyütür, onların çiftleşmesini sağlar ve yeni yumurtaları beklerdik. Onların minicik dünyalarında, bizim kocaman umutlarımız çığlık çığlığa sevinçlerimize dönüşürdü. Akvaryumu hayatımıza o kadar dahil etmiştik ki, kalabalıklar içinde gürültülü bir evimiz olmasına rağmen, hep sessiz, sakin ve uslu çocuklar olduk. Hayatımın en büyük dilimlerinde akvaryum hep vardı evimizde. Balıkların yaşam süreçlerini ailece takip etmek, büyüdüklerini görüp gurur duymak, bir büyüğün diğer bir küçüğü yediğini görünce sinirden tepinmek, ölenlerin arkasından yas ilan etmek, onlarla hayatımızı doldurmak, evimizin dışındaki kalabalık kargaşadan çok daha önemli gibiydi. Bu yüzden dünyaya karşı sessizliğini her zaman koruyan, zaman zaman gereğinden fazla koruyan çocuklar olduk biz.
Yıllardır balıkların haricinde, hayatımıza giren yumuşak tüylü, güzel bakışlı bütün canlıları ailemize ve yaşam sürecimize dahil ettik. Hep beraber çocukluğumdan beri tanıdığım akvaryumumuzun içinde yaşadık, dışarıda ki hayata ait tüm gürültüye uzaktan bakarak.
Ailemden bana kalan en büyük servet, hayat yolculuğuma başladığımdan beri hayvan sevgisini öğretmeleri ve hayvanlarla dolu bir yuva vermeleri. Hayvan dostlarımdan öğrendiğim en yüce bilgi ise, yeryüzündeki ve gökyüzündeki her şey, nefes alan her canlı eğer ben istersem son nefeslerine kadar yaşam sürecimde bana eşlik edebilirler, dostça ve sevgiyle. Tam da şimdi, öğrendiğim bu bilgiyle yaklaşıyorum hayatıma ve içine sığdırabildiğim herkese...
Bugün benim doğumgünüm ve iyi ki doğmuşum.
Dünyaya gelmemde katkısı olan tüm yiyeceklere, tüm şaraplara, romantik ritimlerle hışırdayan tüm yapraklara, Tanrı'nın bana verdiği can'a çok teşekkürler.
Dünyaya geldikten sonra yaşam yolculuğumda bana eşlik eden tüm arkadaşlarım, dostlarım, hayvanlarım, kardeşlerim, öğretmenlerim, komşularım, küskünlerim, kuzenlerim, annem, babam... Çeşitli nedenlerle hayatıma dokunmuş,hayatlarına dokunmama müsade etmiş, gözlerime bakıp gülümsemiş herkes, fotoğraflarıma girmiş tüm hikayeler ve yüzler... Yoluma ışık oldunuz... Ve bugün ben yine, yeni hayatına üşüyen bir canlıyım, döngünün en başındayım. Toprakta, suda ve havada. Daha büyük bir farkındalıkla... Sadece bu kez hiç korkmuyorum :)
![]() |
| Çona (Işık) & Öznur & Toprak |
