31 Ekim 2011 Pazartesi

VAN ERCİŞ DEPREMİ -SESİMİ DUYAN VAR MI?

Van, ülkemizdeki bir çok bölge gibi, jeolojik yapısı nedeniyle fay hattı üzerine kurulmuş bir şehir. Tarih boyunca çokça deprem olmuş, çok defa yıkılmış. Bazı kaynaklara göre M.Ö. 2. yüzyılda, tarih sahnesinden çekilen Urartu Medeniyeti'nin de depremde yıkılıp yok olduğu söylenir (fakat bu bilginin kesinliği yoktur).


23 Ekim 2011'de Van'da meydana gelen 7,2 büyüklüğündeki depremden sonra afet bölgesine gittim. Orada konuştuğum depremzedeler, özellikle yaşlılar, bana her 35 yılda bir deprem olduğunu söylediler. 2011'den önce 1976'da ve 1941'de büyük ve yıkıcı depremler olmuş.

Erciş'in şuanki durumu batık bir kent gibi. Yıkılmış, yokolmuş, sessiz, karanlık, hayalet bir coğrafya. Sanırım deprem gerçeğini bile bile, jeolojik yapıya uygunsuz binalar yükseltmek, kaçınılmaz sonu, sorumlu insanların kendi elleriyle hazırlamasından başka bir şey değil.

Yaklaşık 80.000 nüfüslu Erciş'de depremden sonra, resmi rakamlara göre (şuan itibariyle) 400 artçı deprem oldu. 601 kişi hayatını kaybetti, 188 kişi enkazdan sağ çıkarıldı, 4.152 kişi yaralı olarak hastanelerde tedavi görüyor.

1999 yılında meydana gelen Marmara depremi, yüzyılın felaketi olarak kabul edilmiş ve "bundan sonra depremle yaşamayı öğrenmeliyiz", "daha sağlıklı ve sağlam binalar inşa etmeliyiz", "olağanüstü hal gerçekleştiğinde kullanılmak üzere deprem vergileri toplamalıyız", "okullarda çocuklara deprem tatbikatları yapmalıyız", "halkı depremle ilgili konularda bilinçlendirmeliyiz"..... gibi cümleleri o kadar çok duyduk ki, bundan sonra deprem bizi öldürmez dedik. Öldüren, gerçekte deprem mi? yoksa; deniz kumundan, çakıllardan, biriket taşından yapılan yüksek binalar mı? Eğer buna verecek bir cevabınız varsa, "sesimi duyan var mı?" diye yıkık taşların arasından bağırmaya gerek kalmayabilir.

Sesimi duyan var mı?

-.............................................

Sesimi duyan var mı?

-............................................
© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

14 Ekim 2011 Cuma

Kıtalar Arası Maraton Keyfi

İstanbul'un, Asya ve Avrupa kıtaları arasında önemli bir geçiş merkezi olması, üretilecek birçok fikire de gebe olmasıdır aynı zamanda. 1979 yılından beri her yıl düzenlenen Avrasya Maratonu da bu fikirlerden bir tanesi. 7'den 77'ye herkesin katılabileceği maraton, koşucuların yanı sıra, sadece Boğaziçi'nden yürüyerek geçmenin keyfini yaşamak isteyenler için de şahane bir fırsat.

2009 Avrasya Maratonundan seçtiğim keyif zamanları fotoğraflarım..

"İstanbul eski çağlardan bu yana Avrupa ile Asya’yı birleştiren büyülü ve adeta kutsal bir mühürdür. İstanbul muhakkak dünyanın en güzel yeridir." Gerard De Nerval

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

© Öznur Kılıç

11 Ekim 2011 Salı

İstanbul'un Ruhundan Bir Parçayı Fotoğraflamak...

Geçtiğimiz yıl İstanbul'un, 2010 Avrupa Kültür Başkenti olması sebebiyle, yıl boyunca şehirde kültürel bir çok etkinlik düzenlendi. Bu etkinliklerden bir tanesinde, edebiyatçılar ve fotoğrafçılar bir araya geldiler ve İstanbul'u, sihirli sözcüklerle, ışıklı görsellerle anlatarak kitaplarda topladılar. Kadim şehrin seksen semtini anlatmak üzere, seksen yazar kolları sıvadı ve büyüdükleri semtleri kendi anılarıyla anlattılar. Seksen kitaptan oluşan bu projenin iki kitabının fotoğraflarını da ben çektim.

Cerrahpaşa ve Şehremini semtlerini anlatan bu iki kitap için yazarlarla beraber Onlar'ın anılarına yolculuk yaparak semtleri sokak sokak dolaştık. Doğdukları evlerde, gittikleri ilkokullarda, hastalandıklarında koridorlarında sabahladıkları hastanelerde, kan ter içinde top koşurdukları çayır çimende, cami avlularında, türbe-tekke kapılarında, turşucuda, çiğ börekçide, goralıda, mahalle kahvesinde, semt berberinde, hamamda, külliyede... Eskiyle yeniyi konuştuk, notlar aldık, fotoğrafladık.


eski mezarlar arasında oyun oynayan çocuk
© Öznur Kılıç

Cerrahpaşa semtini anlatan "Yedinci Tepe Cerrahpaşa" kitabının yazarı Rahmi Öğdül ve eşi Hürriyet Hanım'ın heyecanlı hikayeleriyle çekimler yaptık. Arşınlamadığımız sokak, dokunmadığımız bina bırakmadık. Tarihin yollarından, yaşanmışlıklardan geçip bulunduğumuz an'a döndük.





Süleyman Hoca mevlevilere ney üflerken
© Öznur Kılıç

Şehremini semtini anlatan "Şehremini" kitabının yazarı Süleyman Erguner'in çocukluk anılarını tazeledik, son mevleviyi mezarında ziyaret ettik. Süleyman Hoca ney üfledi, ben onun nefesiyle ışığı yakalayıp deklanşöre dokundum. Belki de defalarca dokundum.

Fotoğraf yolculuğumun bir yerinde bu projenin içinde olmak, usta yazarların engin tecrübeleriyle çekimler yapmak, edebiyatla düşünüp vizörden bakmak karşılığı olmayan bir deneyimdi.

Heyamola Yayınları'ndan çıkan bu proje 80 Semt 80 Yazar adı altında seksen kitap olarak geçtiğimiz kasım ayında piyasaya çıktı. Burada kitaplardan bir iki tane görsel paylaşıyorum. Meraklıları için kitapları kitabevlerinde bulmak mümkün.

Merkez Efendi Türbesi
© Öznur Kılıç

Cerrahpaşa'da bir sokak
© Öznur Kılıç

Yedinci Tepe Cerrahpaşa yazarı
Rahmi G. Öğdül
© Öznur Kılıç

Şehremini yazarı
Süleyman Erguner
© Öznur Kılıç